Şeyh Galib’in Hayatı, Şeyh Galip Kimdir?

Şeyh Galib, 1757’de İstanbul’da dünyaya geldi ve Divan Edebiyatı’nın son büyük şairi olarak kabul edilir. Gerçek adı Mehmed Esad olan Şeyh Galib, kültürlü ve tasavvuf eğitimi almış bir baba olan Reşid Efendi ve annesi Emine Hatun’un çocuğudur. Ailesindeki Mevlevilik ve Melamiliğe bağlılık geleneği dedesi Mehmed Efendi’ye kadar dayanmaktadır.

İlk eğitimini babasından alan Şeyh Galib, daha sonra Hamdi adlı bir bilginden Arapça dersleri alırken Süleyman Neşet’ten de eğitim aldı ve bu süreçte Esad mahlasını kullanmaya başladı. Ancak, bu mahlasın başkaları tarafından da kullanıldığını gördükten sonra Galib mahlasını benimsedi.

24 yaşında divanını yazan Şeyh Galib, 26 yaşında Türk Edebiyatı’nın en önemli mesnevilerinden biri olan “Hüsn ü Aşk” adlı eserini kaleme aldı. Bir süre ilimle ve eserlerini yazmakla meşgul olduktan sonra, önce Galata Mevlevihanesi’nde, ardından Konya’da Mevlana dergâhında çileye girdi. Ancak babasının isteği üzerine çileyi tamamlamadan İstanbul’a geri döndü ve Yenikapı mevlevihanesinde yeniden çileye girdi.

1791 yılına kadar Sütlüce’deki evinde şeyhlik yapan Şeyh Galib, dergâh şeyhliği görevinde sekiz yıl geçirdi. Bu süre zarfında Sultan III. Selim, Valide Sultan ve padişahın kız kardeşi Beyhan Sultan gibi önemli kişilerle yakın ilişkiler kurdu ve onların takdirlerini kazandı.

Şeyh Galib, 1799 yılında İstanbul’da hayatını kaybetti ve mezarı Galata Mevlevihanesi’nin avlusundaki türbede yer almaktadır.

Şeyh Galib’in Edebi Kişiliği

  1. Şeyh Galib, klasik şiirin tekrara ve taklide düştüğü bir dönemde yetişen divan şiirinin son büyük şairidir.
  2. Klasik mazmunları kullanırken bilinçli şekilde yeniliği aramış ve divan şiirinde son büyük hamleyi yapmıştır.
  3. Sebk-i Hindî akımına mensup şairlerden etkilenen Galib, anlamı girift, zarif ve ince bir şekilde işlemiştir.
  4. Şeyh Galib’in Hüsn ü Aşk adlı eseri, hayâl-i Şevket gibi ince şekilde işlenmiş hayallerle doludur.
  5. Şeyh Galib, şiirlerinde anlamı şaşırtıcı güzellikte imajlarla ve duyulmadık mazmunlarla zenginleştirmiştir.
  6. Hüsn ü Aşk’ın sonunda yer alan “Fahriyye-i Şâirâne” bölümünde, Şeyh Galib kendi poetikasının temel ilkelerini anlatmıştır.
  7. Galib, döneminde ciddiye alınacak tek şair olduğunu söyleyerek, yepyeni bir şiir anlayışı getirmiş ve özel bir şiir iklimi kurmuştur.
  8. Şeyh Galib, döneminin “müteşair”lerini (şairlik taslayanlar) alaylı bir dille eleştirmiştir ve onları üç gruba ayırmıştır: eski neslin şiirlerini götürenler, kâtip sınıfından olanlar ve medreseliler.
  9. Saf şiiri sembolistlerden çok önce fark etmiş gibi görünmektedir.
  10. Zaman zaman yadırganacak derecede hayallerle ve ince bir lirizmle bezenmiş şiirler yazmıştır.
  11. Galib, divan şiirinde alışılmış tarzın dışına çıkarak terciibend, terkibibend, müseddes ve tardiyyeler gibi nazım biçimlerinde başarılı örnekler sunmuştur.
  12. Hint, Afgan ve Türk edebiyatlarında güçlü taraftarları bulunan sebk-i Hindî mektebine bağlı şairlerin etkisini üzerinde taşımıştır.
  13. Şiirlerinde iç sesleri (aliterasyon ve asonans) ve girift mazmunları kullanarak divan şiirinde dikkat çekici bir üslup geliştirmiştir.
  14. Çağdaşlarına meydan okurken şiire Şevket-i Buhârî‘nin penceresinden bakmış ve bu şaire ömrünün sonuna kadar manevi bir bağlılık duymuştur.
  15. Şeyh Galib, ilham ve hayal gücü sayesinde okuyucuyu ışıklar ve renkler dünyasına götüren şiirler yazarak, Ahmet Hamdi Tanpınar’ın “avize gibi renk ve ışık dolu” şeklinde tarif ettiği bir şiir anlayışı sunmuştur.

Fahriyye-i Şâirâne” Bölümünde Şeyh Galib’in Poetikası

  • Şiirde yenilik arayışı: Galib, geleneksel divan şiirindeki alışılmış mazmun ve kalıpların ötesine geçerek, yenilikçi bir yaklaşım benimsemiştir.
  • Zengin ve girift anlam örgüsü: Galib’in poetikasında, anlamın bilmeceye dönüşecek kadar derin, girift, zarif ve ince olmasına özen gösterilmektedir.
  • Hayal gücünün önemi: Şair, hayal gücünü son sınırına kadar kullanarak anlamı şaşırtıcı güzellikte imajlarla ve duyulmadık mazmunlarla zenginleştirmeye çalışır.
  • Lirizm ve zarafet: Galib’in şiirleri, ince bir lirizmle bezenmiş ve zarif bir üslupla kaleme alınmıştır.
  • Vezin, kafiye ve iç ses kullanımı: Galib, şiirlerinde dikkatli bir şekilde seçtiği vezinleri, kafiyeleri ve iç sesleri (aliterasyon ve asonans) kullanarak divan şiirinde önemli bir hamle yapmıştır.
  • Sebk-i Hindî etkisi: Şeyh Galib’in poetikası, Hint, Afgan ve Türk edebiyatlarında güçlü taraftarları bulunan sebk-i Hindî mektebine bağlıdır ve bu akımın etkisi önemli ölçüde hissedilir.
  • Şiirin değerinin korunması: Galib, yaşadığı dönemde ciddiye alınacak tek şair bile bulunmadığına inanarak, kendi bulduğu hazineyi yine kendisinin tükettiğini söyler ve böylece sözde sultanlığını ilan eder. Bu sayede, değerli ve saf şiirin korunmasını amaçlar.
  • Eleştirel yaklaşım: Galib, yaşadığı dönemin şiir ortamına hâkim olan ve şairlik taslayanları eleştirel bir dille değerlendirir. Bu sayede, gerçek şairlik anlayışını ortaya koymayı amaçlar.

Şeyh Galib’in Şiirlerinde Sebk-i Hindî Etkisi

Şeyh Galib’in şiirlerinde Sebk-i Hindî etkisi önemli bir rol oynar. Sebk-i Hindî, Hint, Afgan ve Türk edebiyatlarında güçlü taraftarları bulunan ve anlamın derin, girift, zarif ve ince olmasına özen gösteren bir şiir akımıdır. Bu akımda hayal gücü son sınırına kadar kullanılır ve anlam, şaşırtıcı güzellikte imajlarla ve duyulmadık mazmunlarla zenginleştirilir.

Şeyh Galib, divan şiirinde klasik mazmunları kullanırken aynı zamanda bilinçli bir şekilde Sebk-i Hindî etkisinde yenilikler aramıştır. Bu etki, özellikle terciibend, terkibibend, müseddes ve tardiyyelerindeki hayallerde, soyut ve somut kavramları birbirine yaklaştıran terkiplerde görülür.

Galib’in şiirlerinde Sebk-i Hindî etkisi şu şekillerde ortaya çıkar:

  1. Girift ve derin anlam yapısı: Şeyh Galib’in şiirleri, anlamın bilmeceye dönüşecek kadar derin ve girift olduğu Sebk-i Hindî geleneğine uygun bir yapıya sahiptir.
  2. Zengin imgelem ve hayaller: Galib, hayal gücünü son sınırına kadar kullanarak anlamı şaşırtıcı güzellikte imajlarla ve duyulmadık mazmunlarla zenginleştirir.
  3. İnce ve zarif üslup: Galib’in şiirleri, Sebk-i Hindî geleneğine uygun olarak zarif ve ince bir üslupla kaleme alınmıştır.
  4. Sebk-i Hindî şairlerine atıflar: Şeyh Galib, şiirlerinde başta Şevket-i Buhârî olmak üzere Hint, Afgan ve Türk edebiyatlarında güçlü taraftarları bulunan sebk-i Hindî mektebine bağlı şairlere övgüler ve atıflar yapar.

Şeyh Galib’in Şiirlerinde Şevket-i Buhârî’nin Etkisi

Şeyh Galib’in şiirlerinde Şevket-i Buhârî’nin etkisi oldukça önemlidir. Şevket-i Buhârî, 17. yüzyıl İranlı şairi olup Sebk-i Hindî akımının öncülerindendir. Galib, bu şaire ömrünün sonuna kadar manevi bir bağlılık duyar ve onun etkisinde eserler yazmıştır.

Şevket-i Buhârî’nin şiirlerinde görülen ince ve zarif üslup, Şeyh Galib’in şiirlerinde de kendini gösterir. Galib, bu ince üslubu özellikle hayaller ve imgelemle zenginleştirir.

Şevket-i Buhârî’nin şiirlerindeki girift ve derin anlam yapısı, Şeyh Galib’in Sebk-i Hindî geleneğine uygun olarak yazdığı şiirlerinde de görülür.

Şeyh Galib, Hüsn ü Aşk adlı eserindeki bütün hayalleri “hayâl-i Şevket” gibi ince şekilde işler. Bu durum, Şevket-i Buhârî’nin etkisini gösteren önemli bir özelliktir.

Şeyh Galib, şiirlerinde Şevket-i Buhârî’ye övgüler ve atıflar yaparak onun etkisini açıkça gösterir. Özellikle III. Selim’i övmek için yazdığı kısa bir mesnevide Şevket adını ince hayallerin sembolü olarak kullanır.

Şeyh Galib’in şiirlerinde Şevket-i Buhârî’nin etkisi önemli bir rol oynar ve bu etki, Galib’in divan şiirine getirdiği yeniliklerle birleşerek onun özgün bir şair olarak anılmasını sağlar.

Şeyh Galib’in Dil Anlayışı

  • Şeyh Galib, şiirlerinde zengin ve itinalı bir dil kullanarak okuyucuyu etkilemeyi başarır. Bu, onun dil anlayışının temel taşlarından biridir.
  • Şiirlerinde iç sesler, aliterasyon (baş ses uyumu) ve asonans (ünlü ses uyumu) kullanarak ritim ve akıcılığı sağlar.
  • Galib, Divan şiirinde geleneksel mazmunları kullanırken aynı zamanda bilinçli şekilde yenilikler arar ve kendi özgün dilini yaratır.
  • Şiirlerinde vezin ve kafiye seçiminde oldukça dikkatli davranır. Bu, onun dil anlayışının önemli bir parçasıdır.
  • Şiirlerinde soyut ve somut kavramları birleştirerek etkileyici bir dil kullanır ve bu sayede farklı bir dil anlayışı ortaya koyar.
  • Şeyh Galib’in dil anlayışında ince ve zarif bir üslup ön plana çıkar. Bu üslup, özellikle hayaller ve imgelemle zenginleştirilir.

Son Büyük Divan Şairi Şeyh Galib

Son büyük Divan şairi olarak kabul edilen Şeyh Galib (1757-1799), 18. yüzyıl Osmanlı edebiyatının en önemli temsilcilerindendir. Klasik şiir geleneğinin tekrar ve taklit döneminde yetişen Şeyh Galib, divan şiirine yaptığı yeniliklerle ve özgün üslubuyla dikkat çeker. İşte Şeyh Galib’i son büyük Divan şairi olarak anlatan özellikler:

  • Klasik şiir geleneğine yenilikler getirme: Şeyh Galib, klasik şiir geleneğinde yeni bir soluk arayışında bulunarak dil, üslup ve mazmunlar konusunda yenilikler getirir.
  • Sebk-i Hindî etkisi: Şeyh Galib, İranlı şair Şevket-i Buhârî’nin etkisi altında kalarak, sebk-i Hindî akımını benimser ve bu akımdan beslenir.
  • Hüsn ü Aşk eseri: Şeyh Galib’in en ünlü eseri olan Hüsn ü Aşk, divan şiirinin son büyük eseri olarak kabul edilir ve şairin ününü pekiştirir.
  • Edebiyat-ı Cedîde (Servetifünun) şairlerine öncülük: Şeyh Galib, yenilikçi yaklaşımları ve özgün üslubuyla bir asır sonra ortaya çıkan Edebiyat-ı Cedîde şairlerine öncülük eder.

Son büyük Divan şairi Şeyh Galib, klasik şiir geleneğine yaptığı yenilikler, özgün dil ve üslubu, ustalıkla kullandığı kafiye, vezin ve iç sesler, soyut ve somut kavramları birleştirme yeteneği, Hüsn ü Aşk eseri ve Edebiyat-ı Cedîde şairlerine öncülük etmesi gibi özellikleriyle öne çıkmaktadır. Bu özellikler, onun Divan edebiyatında son büyük şair olarak anılmasını sağlar.

Şeyh Galib’in Eserleri

  1. Şeyh Galib Divan’ı ve Özellikleri

  • 1781 yılında 24 yaşında iken Şeyh Galib, divanını tertip etmeye başlamıştır.
  • Şeyh Galib, divanını daha sonraki yıllarda yazdığı şiirlerle genişleterek toplamda 5500 beyite çıkarmıştır.
  • Divan’ın 40’tan fazla nüshası İstanbul kütüphanelerinde bulunmaktadır. Ayrıca Kahire, Londra ve Paris’te de 6 nüsha mevcuttur.
  • Divan, 1836 yılında ta‘lik hattıyla basılmıştır.
  • Divan’da 29 kaside, 1 terciibend, 4 terkibibend, 7 müsemmen, 8 müseddes, 17 tahmîs, 4 muhammes, 1 tard ü rekb, 6 murabba, 6 şarkı, 13 mesnevi, 1 bahr-i tavîl, 1 tezkire, 372 gazel, 130 kıta, 63 rubâî, 95 beyit ve 5 mısra yer almaktadır.
  • Divan’da III. Selim için 11 kaside, 24 tarih, 1 terciibend, 1 şarkı, 2 mesnevi ve 6 beyit bulunmaktadır.
  • Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi’ndeki nüshasında, hece vezniyle yazılmış bir türkü yer almaktadır.

 

  1. Şeyh Gâlib’in “Hüsn ü Aşk” Mesnevisi

  • Beyit sayısı: Hüsn ü Aşk mesnevisi, Şeyh Gâlib’in asıl şöhretini sağlayan ve kendisinin de övündüğü 2101 beyitten oluşan bir eserdir.
  • Basım tarihleri: Hüsn ü Aşk, matbu divanın sonunda divanla beraber basıldığı gibi, 1304 (1886-1887) yılında İstanbul’da Ebuzziya matbaasında ayrıca basılmıştır. Tahir Olgun tarafından Mahfil mecmuası yayını olarak 1939’da tekrar basılmıştır.
  • Nesre çeviriler: Vasfi Mahir Kocatürk, 1961 yılında Hüsn ü Aşk’ı nesre çevirmiştir. Daha sonra Prof. Dr. Hüseyin Ayan, Prof. Dr. Orhan Okay ve en son Prof. Dr. M. Nurdoğan tarafından da nesre çevrilen eserler arasındadır.
  • Sebeb-i telif: Şeyh Gâlib, Hüsn ü Aşk’ın yazılış sebebini, bir mecliste Nâbi’nin “Hayrâbâd” adlı mesnevisinin övülmesi ve kendisine böyle bir eser yazma teklifi gelmesi olarak açıklamaktadır.
  • Etkiler ve eleştiriler: Şeyh Gâlib, Nâbi’nin hikâye konusunu Şeyh Attar’dan çaldığını ve Nefi’nin “Rahşiyye”si örnek alınarak Burak’ı övdüğünü belirtir. Ayrıca evlenme tasvirinin gereksiz olduğunu da ifade eder.
  • Edebi ve tasavvufi değeri: Hüsn ü Aşk, Divan edebiyatından ayrılmak isteyen ve Sebk-i Hindi’nin yeni buluşlarıyla eski mazmunları işleyen, hem tasavvuf hem de şiir açısından etkileyici ve özgün bir eser olarak değerlendirilir.
  • Tarikat ve visal kavramları: Şeyh Gâlib, Hüsn ü Aşk’ta tarikatte visale ulaşmanın çetin eziyetlere tahammül etmeyi gerektirdiğini, seyrin bir mürşit tarafından aydınlatılması gerektiğini ve visal sonrasında Hüsn’ün aslında Aşk’tan başka bir şey olmadığının anlaşılacağını vurgulamaktadır.

Şeyh Gâlib’in “Hüsn ü Aşk” Mesnevisinin Olay Örgüsü

Şeyh Gâlib’in “Hüsn ü Aşk” adlı mesnevisi, 18. yüzyıl Osmanlı edebiyatının önemli eserlerinden biridir. Aşk ve güzellik temalarını işleyen bu eser, tasavvufi düşünceyle yoğrulmuş bir aşk hikâyesini anlatır. Hüsn ü Aşk’ın olay örgüsü şu şekilde gelişir:

Mesnevi, Hüsn (Güzellik) ve k adlı iki ana karakterin hikâyesini anlatır. Hüsn, güzelliklerin ve kusursuzluğun sembolüdür ve bütün güzelliklerin kaynağı olarak kabul edilir. Aşk ise, insanların ve evrenin düzenini sağlayan bir güç olarak tasvir edilir. Aşk, Hüsn’e duyduğu aşkla ona ulaşmaya çalışır.

Hikâye, Hüsn’ün dünyadaki güzelliklerin başkenti olan Şehri İstanbul’da yaşadığı sarayda başlar. Hüsn, burada güzelliklerin sultanı olarak yaşamaktadır ve Aşk, ona ulaşmak için çeşitli imtihanlardan geçmelidir. Bu süreçte Aşk, Hüsn’e yakınlaşmaya çalışırken dünyevi ve uhrevi sınavlara tabi tutulur. Aşk, bu sınavları başarıyla geçerek Hüsn’ün yanına ulaşmaya çalışır.

Öte yandan, Aşk’ın Hüsn’e duyduğu aşk, Hüsn’ün de Aşk’a karşı ilgisini uyandırır. Bu süreçte, ikili arasında bir aşk hikâyesi başlar ve bu aşkın gücü, evrenin düzenini değiştirir. Aşk ve Hüsn, birbirlerine duydukları sevgi ve bağlılıkla birleşerek kâmil insan olma yolunda ilerlerler.

Hüsn ve Aşk’ın hikâyesi, tasavvufi düşüncelerle yoğrulmuş bir aşk hikayesi olarak, insanın kendini gerçekleştirme ve kamil insan olma yolculuğunu temsil eder. Bu yolculuk, dünya ve ahiret arasındaki dengenin sağlanması ve insanın kendi içindeki güzellikleri keşfederek kendini aşma çabası olarak görülür.

Hüsn ü Aşk mesnevisinde anlatılan bu aşk hikâyesi, Şeyh Gâlib’in özgün ve sanatsal anlatımıyla ön plana çıkar ve eser, Osmanlı edebiyatının önemli bir örneği olarak kabul edilir.

“Hüsn ü Aşk” Mesnevisinin Yazılış Amacı

Şeyh Gâlib, Hüsn ü Aşk mesnevisini yazma sebebini ve sürecini, eserin başında yer alan “mukaddime” bölümünde açıklar. Şeyh Gâlib, bir mecliste Nâbi’nin “Hayrâbâd” adlı mesnevisinin övülmesi ve kendisine yöneltilen bir teklif üzerine bu eseri yazmaya karar verir. Bu teklif, Nâbi’nin eserine benzer bir mesnevi yazma düşüncesini Şeyh Gâlib’in zihninde canlandırır ve böylece Hüsn ü Aşk’ın yazılış süreci başlar.

Şeyh Gâlib, Hüsn ü Aşk’ı yazarken, kendi döneminin edebi ve kültürel değerlerinden etkilenir. Eserde, tasavvufi düşünce ve mistik öğeler ön plana çıkmaktadır. Şeyh Gâlib, Hüsn ü Aşk’ı yazarken Fuzûlî’nin “Leyla ve Mecnun” adlı eserinden ve Nâbi’nin “Hayrâbâd” adlı mesnevisinden etkilenmiştir.

Hüsn ü Aşk, Şeyh Gâlib’in kendine özgü üslubu ve yaratıcı anlatımıyla kaleme aldığı bir eserdir. Eserde, Hüsn ve Aşk arasındaki aşk hikâyesi anlatılırken, insanın kâmil insan olma süreci ve Allah’a ulaşma çabası gibi tasavvufi öğeler işlenir. Ayrıca eserde, Şeyh Gâlib’in çağdaşlarından ve önceki dönem şairlerinden alıntılar ve göndermeler bulunmaktadır. Bu nedenle Hüsn ü Aşk, hem Şeyh Gâlib’in edebi becerisini gösteren hem de döneminin kültürel ve edebi değerlerini yansıtan önemli bir eser olarak kabul edilir.

  1. Şeyh Gâlib – Şerh-i Cezîre-i Mesnevî

Şerh-i Cezîre-i Mesnevî, 1790 yılında Şeyh Gâlib tarafından yazılmış önemli bir eserdir. Bu eser, Yûsuf Sîneçâk’in Mesnevî’den seçtiği 366 beyitten oluşan bir antolojiye yapılan şerhtir. Şeyh Gâlib’in Türkçe tek mensur eseri olması bakımından da ayrı bir önem taşır.

Eserdeki önemli noktalar şu şekildedir:

  • Şeyh Gâlib, Yûsuf Sîneçâk’in Sütlüce’deki kabrine bakan evde yaşarken bu eseri kaleme almıştır.
  • Şerh-i Cezîre-i Mesnevî, daha önce Abdullah Bosnevî, Mehmed İlmî Dede ve Cevrî İbrâhim Çelebi tarafından şerh edilmiş bir esere yeni bir yorum katmaktadır.
  • Bu eseri üstadı Ali Dede Efendi’nin teşvikiyle ve içinde bulunduğu kültür ve mâneviyat ortamına karşı bir minnet borcu düşüncesiyle yazmıştır.
  • Eser, genel anlamda bir müntehabât (seçme) niteliği taşımakla birlikte, Mesnevî’den seçilen beyitler kendi aralarında bir konu bütünlüğü oluşturur.
  • Şeyh Gâlib, eserin “Tenbih” bölümünde, seçilen beyitlerin konu bütünlüğüne dikkat çeker ve bazı beyitlerin iki farklı yorumla açıklandığını belirtir.

Bu bağlamda, Şerh-i Cezîre-i Mesnevî, Şeyh Gâlib’in önemli bir eseri olarak değerlendirilir ve döneminin kültürel ve mânevi değerlerini yansıtan bir nitelik taşır.

  1. Şeyh Gâlib – eṣ-Ṣoḥbetü’ṣ-ṣâfiye

eṣ-Ṣoḥbetü’ṣ-ṣâfiye, Şeyh Gâlib tarafından 1789 yılında yazılan önemli bir eserdir. Trabzonlu Şeyh Köseç Ahmed Dede’nin et-Tuḥfetü’l-behiyye fî ṭarîḳati’l-Mevleviyye adlı Arapça risalesine Arapça bir ta‘lîkât (yorum) niteliği taşır.

Eserdeki önemli noktalar şu şekildedir:

  • eṣ-Ṣoḥbetü’ṣ-ṣâfiye, Şeyh Gâlib’in Arapça yazdığı bir ta‘lîkâttır.
  • Eser, Trabzonlu Şeyh Köseç Ahmed Dede’nin et-Tuḥfetü’l-behiyye fî ṭarîḳati’l-Mevleviyye adlı risalesine yapılan bir yorumdur.
  • Şeyh Gâlib, eseri 1789 yılında kaleme almıştır.
  • eṣ-Ṣoḥbetü’ṣ-ṣâfiye, Mevlevî âdâb ve erkânından bahseden bir küçük risale niteliğindedir.
  • Bu eser Şeyh Gâlib’in döneminin Mevlevî âdâb ve erkânına dair bilgiler sunan önemli bir eseri olarak değerlendirilir.

 

  1. Şeyh Gâlib – Tezkire-i Şuarâ-yı Mevleviyye

  • Şeyh Gâlib, Esrar Dede’nin Tezkire-i Şuarâ-yı Mevleviyye adlı eserinde Mevlevi şairlerinin şiirlerini derlemiştir.
  • Bu çalışma, döneminin Mevlevi şairleri ve eserleri hakkında önemli bilgiler sunmaktadır.
  • Şeyh Gâlib, Mevlevi şairlerinin hal tercümelerini kısaca yazarak bir derleme yapmıştır.
  • Eserde, şairlerin bazı şiirlerinden seçmeler meydana getirilmiştir.
  • Bu müsvedde halindeki eseri tertib, tasnîf ve ikmâl etmek üzere Esrar Dede’ye vermiştir.
  • Esrar Dede, Şeyh Gâlib’in müsveddesi üzerinde çalışarak Tezkire-i Şuarâ-yı Mevleviyye adlı eserini ortaya çıkarmıştır.
  • Şeyh Gâlib’in derlemesi ve Esrar Dede’nin üzerinde çalıştığı Tezkire-i Şuarâ-yı Mevleviyye, döneminin Mevlevi şairleri ve eserleri hakkında değerli bilgiler sunan önemli bir çalışma olarak kabul edilir.

Şeyh Gâlib’in Mahlası

Şeyh Galip, önceleri “Esat” mahlasıyla şiirler yazmış, daha sonra “Galip” mahlasını kullanmaya başlamıştır. Bu değişiklik, onun dönemindeki tanınmış hocalarından biri olan Neşet Efendi’nin etkisiyle gerçekleşmiştir.

Neşet Efendi, genç Şeyh Galip’in yeteneğini fark etmiş ve onun yazdığı şiirleri beğenerek “Esat” mahlasını önermiştir. Bir süre “Esat” mahlasıyla şiirler yazan Şeyh Galip, daha sonra “Galip” adını kullanmaya başlamış ve bu mahlasla tanınmıştır. Asıl adı Mehmet olan Şeyh Galip, daha sonraları hep “Şeyh Galip” olarak bilinmiştir.

1782’de sadece yirmi dört yaşında olan Şeyh Galip, yazdığı bütün şiirlerini bir divanda toplamıştır. O dönem için bu genç yaşta dîvan sahibi olmak, özellikle Şeyh Galip Divanı gibi fikir derinliği, muhayyile zenginliği ve üslup tazeliği taşıyan bir dîvan sahibi olmak, o güne dek kimsenin erişemediği bir başarıydı. Bu nedenle, “Galip” mahlası Şeyh Galip’in edebi kimliği ve başarılarıyla özdeşleşmiştir.

“Hüsn ü Aşk”ın 6 Ayda Yazılması

Şeyh Galip, İstanbul’un sanat çevrelerinde hızla ün kazanmış ve şiirleri her kesim tarafından beğeniyle karşılanmıştır. Bir gün, bir sanat meclisinde Nâbi’nin “Hayrâbât” adlı mesnevisi övgüyle anılırken, bir katılımcı “Böyle bir mesnevi bir daha yazılamaz” demiştir. Şeyh Galip ise bu düşünceye katılmamış ve daha güzel bir eser yazabileceğini iddia etmiştir.

Bu iddiasını gerçekleştiren Şeyh Galip, sadece altı ay içinde Nâbi’nin “Hayrâbât”ını gölgede bırakan “Hüsn ü Aşk” adlı mesnevisini yazmıştır. Bu kadar kısa sürede bu kadar derin ve hacimli bir eseri ortaya çıkarmak, başka bir şaire nasip olmamıştır.

“Hüsn ü Aşk”, tasavvufi kaynaklardan beslenen bir eserdir ve olaylar ile kişiler sembolik anlatımlarla kullanılmıştır. Mesnevide yer alan Hüsn ve Aşk, mutlak güzellik ve mutlak bilgiyi temsil etmektedir. Bu kavramlar, Mevlevi dergâhında “edep” okulunda öğretilir. Mutlak aşk ile mutlak bilginin birleşebilmesi için, kalp şehrine giden zorlu yolu aşmak gereklidir. Bu yolu başarıyla geçen Hüsn ve Aşk, muratlarına ererler.

Şeyh Galip’in “Hüsn ü Aşk” adlı mesnevisi, sadece altı ay gibi kısa bir sürede yazılmış olağanüstü bir eserdir. Bu başarı, onun edebiyat dünyasındaki ününü daha da pekiştirmiştir.

Alegorik Eser Olarak Hüsn ü Aşk

Alegorik eserler, gerçek dünyadaki olayları ve kavramları sembolik anlatımlarla betimleyen edebi eserlerdir. Bu tür eserlerde yazarlar, karakterlerin ve olayların ardında daha derin anlamlar ve fikirler sunarlar. Alegorik eserler, okuyucuların düşünce ve inanç sistemlerine meydan okuyarak, farklı düşünce ve anlayışların ortaya çıkmasına katkıda bulunur.

Şeyh Galip’in “Hüsn ü Aşk” adlı mesnevisi, alegorik bir eser olarak kabul edilir. Bu eserde, olaylar ve kişiler sembolik bir şekilde kullanılarak tasavvufi kavramları ve düşünceleri anlatır. Hüsn ü Aşk’ta Hüsn ve Aşk karakterleri, mutlak güzellik ve mutlak bilgiyi temsil ederler.

Eserde, Hüsn ve Aşk’ın Mevlevi dergâhında “edep” okulunda öğrendikleri değerler ve bu değerlere ulaşma sürecinde yaşadıkları zorluklar alegorik bir şekilde anlatılır. Bu süreç, kalp şehrine giden zorlu ve çileli bir yol olarak betimlenir. Hüsn ve Aşk, bu yolu başarıyla geçerek mutlak aşk ve mutlak bilginin birleşmesine ulaşırlar.

Bu anlamda, “Hüsn ü Aşk” tasavvufi düşünce ve öğretileri sembolik anlatımlarla sunan önemli bir alegorik eserdir. Okuyucuların bu düşünce ve inanç sistemlerine dair derinlemesine düşünmeye teşvik eden eser, Şeyh Galip’in üstün edebi başarısının ve anlatım gücünün bir göstergesidir.

Sebk-i Hindi ve Sembolizm

Sebk-i Hindi, 16. yüzyılda Hindistan’da başlayan ve 17. yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu’nda da etkisini gösteren bir edebi akımdır. Bu akımın temel özellikleri; karmaşık imgeler, zor anlaşılır söylem, sıradışı benzetmeler, alışılmadık terimler ve süslü ifadeler kullanmaktır. Bu edebi akım, Osmanlı şiirinde de etkisini göstermiş ve özellikle 17. yüzyılda Nef’i, Nâbi ve Şeyh Galip gibi şairlerin eserlerinde kendini göstermiştir.

Sembolizm, ise 19. yüzyılın sonlarında başlayan ve 20. yüzyılın başında etkisini sürdüren bir edebi ve sanatsal akımdır. Türk edebiyatında Ahmet Haşim bu akımın önemli temsilcileri arasında yer almaktadır. Sembolizm, doğrudan anlatım yerine semboller, imgeler ve işaretler kullanarak anlamı ifade etmeye çalışır. Bu akımın temsilcileri, sanat ve şiirde gerçeğin doğrudan betimlenmesine karşı çıkarlar ve daha çok imge, sembol ve çağrışımlarla anlamı aktarmaya önem verirler.

Sebk-i Hindi ve Sembolizm arasında benzerlikler bulunmaktadır. Her iki akımda da karmaşık imgeler, zengin semboller ve alışılmamış terimler kullanılır. Bununla birlikte, bu iki akım arasında önemli farklar da mevcuttur. Sebk-i Hindi, süslü ve aşırı süslemeli bir dil kullanımı ve alışılmışın dışında benzetmelerle karakterize edilirken, Sembolizm daha çok semboller ve çağrışımlarla anlamı aktarmaya önem verir. Ayrıca, Sebk-i Hindi, Osmanlı İmparatorluğu ve İslam dünyasında ortaya çıkmış bir edebi akım iken, Sembolizm Batı dünyasında gelişmiş ve etkisini göstermiştir.

Şeyh Galip’in Şiirlerinde Mistisizm

Şeyh Galip, 18. yüzyıl Osmanlı edebiyatının en önemli şairlerinden biri olup, şiirlerinde Mistisizm ve tasavvufi düşünceleri başarıyla işlemiştir. Özellikle Mevlevi tarikatına mensup olması, onun tasavvufi düşüncelere ve Mistisizme olan ilgisini ve bu konuları şiirlerinde kullanma eğilimini daha da güçlendirmiştir.

Şeyh Galip’in şiirlerinde Mistisizm, özellikle aşk ve birlik temalarında kendini gösterir. Aşk teması, insanın Tanrı’ya olan aşkı ve bu aşkın insanın iç dünyasındaki değişimleri yansıtan bir metafor olarak kullanılır. Bu aşk, hem dünyaevi ve insana özgü bir aşkı hem de mistik ve ilahi bir aşkı temsil eder.

Birlik teması ise, insanın Tanrı ile olan birliğini ve bu birliğe ulaşma çabasını ifade eder. Şeyh Galip, insanın kendi benliğinden sıyrılması ve Tanrı’yla bütünleşmeye çalışmasını vurgular. Bu birleşme, insanın maddi dünyadan soyutlanarak manevi dünya ile bütünleşmesi anlamına gelir.

Bu mistik düşünceler, Şeyh Galip’in şiirlerinde alegorik ve sembolik ifadelerle anlatılır. Özellikle en ünlü eseri “Hüsn ü Aşk” mesnevisinde, Hüsn ve Aşk karakterleri aracılığıyla mutlak güzellik ve mutlak bilgi arayışında mistisizm ve tasavvufi düşünceleri başarıyla işlemiştir.

Şeyh Galip’in şiirlerinde tasavvuf, aşk ve birlik temaları ile yoğun bir şekilde ele alınmış ve bu düşünceler, alegorik ve sembolik ifadelerle okuyucuya sunulmuştur. Bu sayede, Şeyh Galip, Osmanlı edebiyatında tasavvufi düşünceleri ve Mistisizmi başarıyla işleyen önemli bir şair olarak kabul edilir.

Şeyh Galip ve Divan Şiiri Nazım Biçimleri

Şeyh Galip, 18. yüzyılın önemli Osmanlı şairlerinden biri olarak Divan şiirine büyük katkılar sağlamıştır. Divan şiirinde kullanılan nazım biçimleri ve formları, Şeyh Galip’in eserlerinde de sıklıkla görülür. Bu nazım biçimlerinden bazıları şunlardır:

  • Gazel: Divan şiirinin en yaygın nazım biçimi olan gazel, genellikle aşk, sevgi ve özlem temalarını işleyen 5 ila 15 beyitten oluşan lirik şiirlerdir. Şeyh Galip, gazel formunu ustaca kullanarak bu türün en güzel örneklerini vermiştir.
  • Kaside: Kaside, övgü ve methiye amacıyla yazılan ve genellikle 15 ila 100 beyit arasında değişen uzunluklarda olan bir nazım biçimidir. Şeyh Galip, kaside formunda hem dini hem de dünyevi konuları işleyen şiirler yazmıştır.
  • Rubai: Dörtlük şeklinde yazılan rubai, her dörtlüğün kendi içinde bağımsız bir bütünlüğü olduğu nazım biçimidir. Şeyh Galip, rubai formunu kullanarak felsefi ve tasavvufi düşüncelerini yansıtan şiirler yazmıştır.
  • Mesnevi: Mesnevi, genellikle aşk, kahramanlık, tarih ve felsefe gibi konuları ele alan, beyitlerle yazılan ve uzun hikâyeleri anlatan nazım biçimidir. Şeyh Galip’in en ünlü eseri “Hüsn ü Aşk” da bir mesnevidir ve alegorik bir anlatımla tasavvufi düşünceleri ele almaktadır.

Şeyh Galip, Divan şiiri nazım biçimlerini ustaca kullanarak bu formlarda başarılı ve etkileyici eserler ortaya koymuştur. Onun şiirleri, Divan edebiyatının zenginliğini ve güzelliklerini yansıtan önemli örneklerdir.

“Tarz-ı Rekb” Nedir? Şeyh Galib’in Şiirlerinde “Tarz-ı Rekb”

“Tarz-ı Rekb” veya “Tard u Rekb”, Osmanlı Divan edebiyatında bir nazım şekli ve bir şiir tekniğidir. Kelime anlamı olarak “sürükleyici üslup” demektir. Bu teknik, aşırı süslemelerden kaçınarak ve daha akıcı, sade bir dil kullanarak, hızlı ve tempolu bir anlatım sağlamayı amaçlar. Bu şekilde yazılan şiirler, genellikle daha kolay anlaşılır ve hafızada kalıcıdır.

Şeyh Galip, Divan edebiyatında “Tarz-ı Rekb” tekniğini kullanan şairlerden biridir. Onun bu tarzdaki şiirleri, süslü ve ağır bir dil yerine daha sade ve anlaşılır bir dil kullanarak, okuyucunun zihninde canlı ve etkileyici görüntüler oluşturur. Bu sayede, Şeyh Galip’in “Tarz-ı Rekb” ile yazdığı şiirler, Divan şiirine yeni bir soluk ve canlılık kazandırmıştır.

Şeyh Galip, “Tarz-ı Rekb” tekniğini, özellikle gazel ve kaside türündeki şiirlerinde başarıyla uygulamıştır. Bu şiirlerde, sürükleyici üslubu ve akıcı diliyle, okuyucuyu hikâyenin içine çekerek, unutulmaz bir edebi deneyim yaşatmıştır.

Şeyh Galib’in Şiirlerinde Mevlevilik

  • Şeyh Galip, Osmanlı döneminde yaşamış önemli şairlerden biri olup, aynı zamanda bir Mevlevi şeyhiydi. Dolayısıyla, onun şiirlerinde Mevlevilik ve Mevlevi düşüncesi önemli bir yer tutar.
  • Şeyh Galip, şiirlerinde tasavvufi düşünceleri ve mistik temaları işler. Bu sayede, Mevlevi öğretisine dair derin felsefi ve manevi kavramları şiirlerine yansıtmıştır. Özellikle onun en ünlü eseri “Hüsn ü Aşk” mesnevisinde tasavvufi düşünce ve sembolizm ön plandadır.
  • Mevlevi düşüncesinde aşk, Tanrı’ya ulaşmanın bir yolu ve insanın mükemmeliyetine erişmesinin anahtarı olarak kabul edilir. Şeyh Galip, şiirlerinde bu kavramı işleyerek, ilahi aşkın önemini ve güzelliğini vurgular.
  • Mevlevilik, ahlaki değerlere ve insanın iç dünyasının gelişimine büyük önem verir. Şeyh Galip, şiirlerinde bu değerlere atıfta bulunarak, insanın manevi gelişimi için edep ve ahlakın önemine dikkat çeker.
  • Mevlevi düşüncesinde semâ, insanın Tanrı’ya yakınlaşma çabasını ve ruhsal yükselişini temsil eden bir ibadet şeklidir. Şeyh Galip, şiirlerinde semâ ritüelinden ve bu ibadetin manevi anlamından bahsederek, Mevlevi öğretisinin önemli bir parçasını işlemiştir.
  • Şeyh Galip, şiirlerinde Mevlevi şairlerine ve şeyhlerine övgüler düzen ve onların öğretilerine atıfta bulunarak, Mevlevi geleneğine olan bağlılığını ve saygısını gösterir.
  • Şeyh Galip’in şiirlerinde Mevlevilik ve Mevlevi düşüncesi önemli bir yer tutar. Bu sayede, onun şiirleri, Mevlevi öğretisine dair derin ve zengin bir içeriğe sahiptir.

Şeyh Galip’in Mevlevihane’de Çilehaneye Girmesi

Şeyh Galip, Mevlevi tarikatına bağlılığı ve Mevlevi düşüncesine olan derin ilgisiyle bilinir. Mevlevihane’de eğitim alarak, tarikatın gelenek ve ritüellerine katılmış ve bu süreçte çilehaneye girmiştir.

Çilehane, Mevlevi tarikatında önemli bir yere sahip olan bir eğitim ve ibadet mekanıdır. Burada dervişler, manevi gelişimlerini sürdürür ve tarikatın öğretilerine daha da derinleşirler. Çilehane süreci, dervişlerin dünyevi arzulardan ve bağlardan sıyrılmasına yardımcı olan bir süreçtir. Bu dönemde, dervişler ibadet, zikir ve düşünce üzerine yoğunlaşarak, ruhsal ve manevi anlamda olgunlaşırlar.

Şeyh Galip’in çilehaneye girmesi, onun Mevlevi düşüncesine olan bağlılığını ve tarikatın öğretilerini benimseme çabasını gösterir. Çilehane süreci, Şeyh Galip’in manevi dünyasını ve şiirlerini etkileyen önemli bir deneyim olmuştur. Bu süreçte elde ettiği manevi ve mistik bilgi, onun şiirlerinde de görülen derin düşünceler ve imgelerle kendini gösterir.

Onun Mevlevi düşüncesini benimsemesinde ve manevi dünyasını şekillendirmesinde büyük bir rol oynamıştır. Bu deneyim, Şeyh Galip’in şiirlerine de yansımış ve onun eserlerini daha zengin ve etkileyici kılmıştır.

Şeyh Galib’in Şiirlerinde Tasavvufi Söylemler

Şeyh Galip’in şiirlerinde tasavvufi söylemler, eserlerinin temel özelliklerinden biridir. Şiirlerinde tasavvufi düşünceleri ve kavramları işleyerek, Mevlevi tarikatının öğretilerini ve mistik düşüncelerini anlatır. Bu bağlamda, Şeyh Galip’in şiirlerinde öne çıkan tasavvufi söylemleri şu şekildedir:

  • Aşk: Şeyh Galip, şiirlerinde aşkı ilahi ve evrensel bir kavram olarak işler. Bu aşk, hem insanlar arasında hem de insan ile Yaratıcı arasında yaşanan bağları temsil eder. Şair, bu bağlamda aşkın insanın manevi gelişiminde önemli bir güç olduğunu vurgular.
  • Vahdet-i Vücud: Şeyh Galip’in şiirlerinde sıklıkla işlediği bir başka tasavvufi kavram, Vahdet-i Vücud’dur. Bu kavram, tüm varlıkların temelinde aynı ilahi gerçekliğin bulunduğu ve evrenin bir bütün olarak tek bir varlık olduğu düşüncesini ifade eder.
  • Fena ve Bekâ: Fena, insanın dünyevi arzulardan ve benlikten sıyrılması, bekâ ise manevi aleme yönelmesi ve ilahi gerçekle birleşmesi anlamına gelir. Şeyh Galip, şiirlerinde bu kavramları sıkça kullanarak, insanın manevi yolculuğunu ve arınma sürecini anlatır.
  • Yolculuk ve İçsel Araştırma: Şeyh Galip’in şiirlerinde, insanın manevi yolculuğu ve içsel araştırması önemli bir yer tutar. Şair, bu yolculuğun insanın kendi benliğini ve Yaratıcı’yla olan bağını keşfetmesine yardımcı olduğunu vurgular.
  • Semâ ve Zikir: Şeyh Galip, şiirlerinde Mevlevi tarikatının önemli ritüelleri olan semâ ve zikirden bahseder. Bu ritüeller, insanın manevi enerjisini artırarak, Yaratıcı’ya daha yakın hale gelmesine yardımcı olur.

Şeyh Galip’in şiirlerinde tasavvufi söylemler, şairin manevi düşüncelerini ve Mevlevi tarikatının öğretilerini yansıtır. Bu söylemler, onun eserlerinin temel özellikleri arasında yer alarak, şiirlerine derinlik ve anlam katar.